Çok önemli bir konuyu gündeme taşıyan Gözde Gülbudak, fındık fiyatlarındaki dalgalanmaların yalnızca üreticinin gelirini değil, bölgedeki tarımsal üretimin geleceğini de etkileyebileceğini savundu.

Karadeniz ekonomisinin önemli unsurlarından biri olan fındık, uzun yıllardır milyonlarca kişinin doğrudan veya dolaylı gelir kaynağı olmayı sürdürüyor. Ticaret Bakanlığı da fındığı bölge için önemli bir ihraç ve döviz potansiyeline sahip tarımsal ürün olarak tanımlıyor.

Gülbudak’ın gündeme getirdiği temel başlıklardan biri ise üreticinin emeğinin karşılığını alabilmesi. Ona göre, üretim maliyetlerinin yükseldiği, tarımsal nüfusun yaşlandığı ve kırsal alanlarda ekonomik baskının arttığı bir dönemde fındığın üretici açısından yeterli gelir sağlamaması, uzun vadede daha büyük bir dönüşümün önünü açabilir.

“Fındık sadece bir tarım ürünü değil”

Gözde Gülbudak, fındığın Karadeniz açısından yalnızca ticari bir ürün olarak değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekiyor.

Fındık bahçeleri aynı zamanda bölgedeki kırsal yaşamın, aile işletmelerinin ve kuşaktan kuşağa aktarılan üretim kültürünün önemli parçalarından biri. Türkiye'nin fındık üretimi ve ihracatı tarihsel olarak ülke ekonomisinde önemli bir yer tuttu. Resmî ve akademik çalışmalarda da özellikle 1950'lerden itibaren fındık ihracatının ülkeye ciddi döviz geliri sağladığı görülüyor. Örneğin akademik bir çalışmada 1953 yılı sonunda gerçekleştirilen iç fındık ihracatından 32,3 milyon liralık gelir elde edildiği aktarılıyor.

Daha sonraki dönemlerde de fındık, Türkiye'nin önemli tarımsal ihracat kalemlerinden biri olmayı sürdürdü. Devlet Planlama Teşkilatı kaynaklarında 1960-1975 döneminde Türkiye'nin ürettiği fındığın ortalama yaklaşık dörtte üçünün ihraç edildiği belirtiliyor.

Bu tarihsel tablo, Gülbudak'ın fındığı yalnızca üretici ile tüccar arasındaki bir fiyat meselesi olarak değil, Türkiye'nin tarımsal ve ekonomik yapısının önemli unsurlarından biri olarak değerlendirmesinin arka planını oluşturuyor.

Fiyat tartışması üreticinin geleceği açısından önem taşıyor

Fındık piyasasında üreticinin eline geçen fiyat, her sezon olduğu gibi 2026 sezonunda da tartışmaların merkezinde bulunuyor.

Piyasa fiyatları ürünün çeşidine, randımanına, bölgesine ve alıcıya göre değişiklik gösterirken, bazı bölgelerde serbest piyasa fiyatlarının 150-160 TL bandına kadar gerilediği görülüyor. Örneğin 8 Eylül 2026 tarihli bir piyasa verisinde Hendek'te yağlı fındık 158,25 TL, Levant kalite fındık ise 152,75 TL seviyesinde gösterildi.

Dolayısıyla “fındığın fiyatı” tek bir rakam üzerinden değerlendirilebilecek bir konu değil. Üreticinin aldığı fiyat ile piyasadaki farklı kalite ve randımanlara göre oluşan fiyatlar arasında ciddi farklılıklar bulunabiliyor.

FİSKOBİRLİK tartışmanın önemli başlıklarından biri

Gülbudak'ın eleştirilerinde FİSKOBİRLİK'in geçmişteki rolü de öne çıkıyor.

1938 yılında kurulan FİSKOBİRLİK, kendi kurumsal açıklamasında üretici kooperatifleri aracılığıyla fındık sektöründe faaliyet gösteren önemli bir üretici kuruluşu olduğunu belirtiyor. Birliğin bugün de fındık alımı, işlenmesi ve ürünlerin pazarlanması alanlarında faaliyetleri bulunuyor.

Gülbudak ise geçmişte üretici açısından daha güçlü bir denge unsuru olduğunu düşündüğü yapının piyasa üzerindeki etkisinin azalmasının, üreticinin pazarlık gücü açısından sorun oluşturduğunu savunuyor.

Bu görüş, fındık piyasasında üretici örgütlenmesinin nasıl olması gerektiği tartışmasını da yeniden gündeme getiriyor.

“Üretici toprağını bırakmak zorunda kalmamalı”

Gülbudak'ın açıklamalarındaki en dikkat çekici noktalardan biri ise fiyat meselesini doğrudan toprak ve mülkiyet konusu ile ilişkilendirmesi.

Üreticinin yaptığı tarımsal faaliyet yeterli gelir sağlamadığında, özellikle genç nüfusun kırsalda kalmasının zorlaşabileceğine işaret eden Gülbudak, uzun vadede bunun tarım arazilerinin kullanım biçimini değiştirebileceğini ileri sürüyor.

Bu senaryoda sorun yalnızca bir üreticinin o yıl daha düşük gelir elde etmesiyle sınırlı kalmıyor. Üretimden kopuşun artması; bahçelerin bakımsız kalması, gençlerin kentlere yönelmesi ve bazı arazilerin farklı kullanım talepleriyle karşı karşıya kalması gibi sonuçları beraberinde getirebilir.

Gülbudak'ın “üretici toprağından koparılmak isteniyor” şeklindeki değerlendirmesi de bu kaygının bir ifadesi olarak öne çıkıyor.

Karadeniz'de madencilik ve tarım dengesi

Tartışmanın diğer boyutunu ise bölgede zaman zaman gündeme gelen madencilik ve sondaj faaliyetleri oluşturuyor.

Karadeniz'in ekonomik yapısı yalnızca fındığa dayanmıyor. Ancak özellikle eğimli arazi yapısına sahip bölgelerde tarım arazilerinin korunması, su kaynaklarının sürdürülebilirliği ve kırsal nüfusun üretimde tutulması önemli başlıklar arasında bulunuyor.

Bu nedenle madencilik faaliyetleri ile tarımsal üretimin aynı coğrafyada kesiştiği bölgelerde çevresel etkiler, arazi kullanımı, ekonomik getiriler ve yerel halkın geçim kaynakları birlikte değerlendirilmek durumunda.

Gülbudak da bölge halkının yıllardır emek verdiği fındık bahçelerinden ve tarım arazilerinden vazgeçmeye sıcak bakmayacağını belirterek, ekonomik kalkınma ile tarımsal üretimin korunması arasında denge kurulması gerektiğini savunuyor.

Fındıkta sorun yalnızca fiyat değil

Türkiye'nin fındık sektöründeki temel meselelerden biri de üretici fiyatı ile nihai ürün fiyatı arasındaki fark.

Üreticinin bahçeden sattığı kabuklu fındık ile markette tüketicinin satın aldığı işlenmiş veya paketlenmiş ürün aynı ekonomik aşamayı temsil etmiyor. Aradaki süreçte kırma, işleme, depolama, paketleme, lojistik, pazarlama ve perakende gibi çok sayıda maliyet ve ticari aşama bulunuyor.

Nitekim FİSKOBİRLİK'in kendi satış kanallarında 2026 mahsulü işlenmiş fındık ürünlerinin kilogram karşılıklarının kabuklu fındık üretici fiyatlarının oldukça üzerinde olduğu görülüyor. Bu durum, tek başına üreticinin düşük fiyat aldığını kanıtlamasa da tarladan tüketiciye uzanan değer zincirindeki fiyat farkını ortaya koyuyor.

Asıl tartışma ise bu zincirde oluşan katma değerin hangi aşamalarda ve ne ölçüde paylaşıldığı noktasında yoğunlaşıyor.

Üreticinin korunması için ne yapılabilir?

Gülbudak'ın çağrısı, fındık üreticisinin yalnızca kısa vadeli fiyat desteğiyle değil, uzun vadeli tarım politikalarıyla korunması gerektiği yönünde.

Bu çerçevede üreticinin gündeminde;

  • üretim maliyetlerinin dikkate alındığı sürdürülebilir fiyat politikası,
  • üretici örgütlerinin güçlendirilmesi,
  • küçük aile işletmelerinin korunması,
  • genç nüfusun kırsalda üretimde kalmasını sağlayacak destekler,
  • fındık bahçelerinde verim ve kalite artışının teşvik edilmesi,
  • tarım arazilerinin korunması,
  • ürünün işlenerek daha yüksek katma değerle ihraç edilmesi,
  • üretici ile tüketici arasındaki fiyat zincirinin daha şeffaf hale getirilmesi

gibi başlıklar bulunuyor.

Tarım ve Orman Bakanlığı koordinasyonunda 2026 yılı fındık rekolte çalışmalarının da farklı kurumların katılımıyla yürütüldüğü görülüyor. Samsun'daki çalışmalarda il müdürlüğü, araştırma enstitüsü, ziraat odaları ve diğer paydaşların yer aldığı komisyonlar tarafından bahçe bazında incelemeler gerçekleştirildi.

Bu tür çalışmalar üretim miktarının belirlenmesi açısından önemli olmakla birlikte, üreticinin ekonomik sürdürülebilirliği açısından fiyat, maliyet, verimlilik ve pazarlama politikalarının da birlikte ele alınması gerekiyor.

“Toprak sadece bugün için değil, gelecek için de korunmalı”

Gözde Gülbudak'ın gündeme taşıdığı tartışma, aslında Karadeniz'in geleceğine ilişkin daha geniş bir soruyu ortaya çıkarıyor:

Bir bölgenin ekonomik değerini yalnızca kısa vadeli gelir üzerinden mi, yoksa üretim kapasitesini gelecek kuşaklara aktarabilme gücü üzerinden mi değerlendirmek gerekiyor?

Fındık bahçeleri, Karadeniz'de yalnızca ekonomik bir faaliyet alanı değil; kırsal yaşamın, aile emeğinin ve bölgesel kültürün de parçası.

Bu nedenle üreticinin gelirinin korunması, tarım arazilerinin sürdürülebilir kullanımı ve bölgedeki ekonomik faaliyetlerin çevresel etkilerinin birlikte değerlendirilmesi, önümüzdeki dönemin önemli gündem maddeleri arasında yer alıyor.

Gülbudak'ın açıklamaları da bu tartışmayı yeniden gündeme taşırken, Karadeniz'de fındık üreticisinin geleceği konusunda “fiyatın yanında toprağın kendisini de korumak” gerektiği mesajını öne çıkarıyor.