Emlakçılık; özünde güven, hizmet, pazarlama ve insan ilişkilerine dayalı bir meslektir. Bu meslek, ileri teknoloji gerektiren bir üretim alanı değildir. Gayrimenkulün alıcısı da satıcısı da çoğu zaman bu ülkenin insanıdır. Dolayısıyla Türkiye gayrimenkul sektörü; kendi bilgi birikimi, saha tecrübesi, yerel ilişkileri ve insan kaynağıyla güçlü bir şekilde yönetilebilecek bir yapıya sahiptir.

Ancak bugün geldiğimiz noktada, Türk emlak piyasasının önemli bir bölümünde yabancı sermayeli emlak markalarının etkisi görülmektedir. Bu tablo, sektör adına üzerinde ciddiyetle düşünülmesi gereken bir konudur.

Bugün birçok eğitimli, başarılı ve tecrübeli emlak danışmanı, yabancı markaların bayilik sistemleri içerisinde faaliyet göstermektedir. Oysa bu markaların sunduğu sistemlerin önemli bir kısmı, kendi ülkelerinin hukukuna, kültürüne ve piyasa koşullarına göre oluşturulmuştur. Türkiye’nin gayrimenkul piyasası ise kendine özgü dinamiklere, yerel ilişkilere, bölgesel alışkanlıklara ve farklı müşteri beklentilerine sahiptir.

Burada şu soruyu sormak gerekir:
Bu yabancı markalar Türkiye’de neyi farklı yapmaktadır?

Türkiye’de çok güçlü televizyon kanallarına mı sahiptirler? Daha etkili gazete ve dergileri mi vardır? Bayilerine yurt dışından düzenli müşteri mi göndermektedirler? Çoğu zaman bunların hiçbiri söz konusu değildir. Ücret karşılığında verilen eğitimler ve sistemler, aslında çalışkan, araştıran, mesleğine değer veren bir gayrimenkul profesyonelinin kendi gayretiyle de geliştirebileceği bilgi ve becerilerden oluşmaktadır.

Peki vatandaş neden yerel bir emlak ofisi yerine yabancı bir markayı tercih edebiliyor?

Bunun en önemli nedenlerinden biri, sektörde mesleki eğitim ve donanım bakımından hâlâ ciddi eksikliklerin bulunmasıdır. Vatandaş, karşısına nasıl bir emlakçı çıkacağını bilemediği için kurumsal bir marka çatısı altında hizmet almayı daha güvenli görebilmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki kurumsal yapılarda da yeterli bilgiye ve tecrübeye sahip olmayan danışmanlar bulunabilmektedir. Buna rağmen marka algısı, zaman zaman yerli işletmelerin önüne geçebilmektedir.

Gelişmekte olan ülkelerde sıkça görülen bu psikolojik eğilim, yabancı markalara olduğundan fazla değer yüklenmesine neden olmaktadır. Bir Amerikan emlak markasının Almanya, Fransa veya Japonya gibi ülkelerde yerel firmalar karşısında aynı ölçüde etkili olamaması; buna karşılık Türkiye ve benzeri pazarlarda daha görünür hâle gelmesi tesadüf değildir. Çünkü güçlü ekonomiler, kendi mesleki yapılarını ve marka değerlerini zaman içerisinde oluşturmuş, korumuş ve geliştirmiştir.

Kolay yoldan büyümek isteyen bazı emlakçılar da bu markaların bayilik sistemlerine yönelmektedir. Kısa vadede avantajlı gibi görünen bu tercih, uzun vadede yerli mesleki birikimin gelişmesini zorlaştırmakta, sektörü dışa bağımlı hâle getirmekte ve ülkenin kaynaklarının gereksiz şekilde yurt dışına aktarılmasına neden olmaktadır.

Oysa emlakçılık yerel bilgiyle, yerel güvenle ve yerel ilişkilerle büyüyen bir meslektir. Bir bölgenin imar durumunu, yatırım potansiyelini, mahalle kültürünü, alıcı profilini ve mülk sahiplerinin beklentilerini en iyi bilenler yine o bölgenin emek veren yerli emlak profesyonelleridir.

Bu nedenle yapılması gereken ilk iş, emlakçılık mesleğinin özel bir kanunla daha güçlü şekilde korunmasıdır. Eğitim standartları yükseltilmeli, denetim mekanizmaları etkinleştirilmeli ve mesleğin ehil kişiler tarafından icra edilmesi sağlanmalıdır.

Devre Mülkte Yeni Dönem: Bakanlık Mağduriyetlere Neşter Vurdu
Devre Mülkte Yeni Dönem: Bakanlık Mağduriyetlere Neşter Vurdu
İçeriği Görüntüle

Bunun yanında Türk ticaret kültürünün önemli değerlerinden biri olan Ahilik geleneği yeniden hatırlanmalıdır. Usta-çırak ilişkisi, modern eğitim yöntemleriyle desteklenmeli; mesleki gelişim güncel bilgi, teknoloji, dijital pazarlama ve etik kurallarla sürekli beslenmelidir.

Türkiye gayrimenkul sektörü, yabancı markalara bağımlı bir yapı yerine kendi markalarını üreten, kendi sistemlerini kuran, kendi eğitim modellerini geliştiren ve kendi insan kaynağını yetiştiren güçlü bir yapıya kavuşmalıdır.

Bu mesele yalnızca emlakçıların değil; meslek odalarının, sektör temsilcilerinin, kamu kurumlarının ve yerli girişimcilerin de gündeminde olmalıdır. Çünkü güçlü ülkeler, başkalarının sistemlerine öykünerek değil, kendi modellerini geliştirerek büyürler.

Türkiye gayrimenkul sektörü, kendi değerini fark etmeli ve kendi markalarını büyütme cesaretini göstermelidir.

İsa Demir
Gayrimenkul Yatırım Uzmanı
www.alemdagmerkezemlak.com