İZODER Yönetim Kurulu Başkanı Levent Gökçe, şunları söyledi: “Depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralananlara acil şifalar diliyoruz. Bölgedeki tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Türkiye bir deprem ülkesidir. Topraklarının %95’lik bölümü çeşitli derecelerde deprem kuşağında yer alan ülkemizde, can ve mal güvenliğini sağlayabilmek için alınması gereken en temel önlemlerin başında uzun ömürlü ve depreme dayanıklı binalar inşa etmek geliyor.

Yapıların dayanımı ile ilgili sorunlar sadece İzmir’de değil, tüm şehirlerimizde benzer sıkıntılar var.Nüfus yoğunluğu arttıkça bu sorun da büyümeye devam ediyor. Dolayısıyla toplum olarak Türkiye’nin deprem kuşağında olduğu bilinciyle hareket etmeli ve gerekli tüm önlemleri almaya öncelik vermeliyiz.

Deprem ile ilgili mevzuatlarımız kademeli olarak 1999 yılında yaşadığımız Marmara Depreminden sonra 2000’li yıllarda ciddi anlamda güncellendi. Bugün yaşlı ve eski mevzuatlara göre yapılan binalar ile ilgili endişelerimiz devam ediyor. Yeterli dayanıma sahip olmayan binalarımızı tespit etmeli, kentsel dönüşüm veya güçlendirme çalışmalarıyla güvenli bina hale getirmeliyiz. Bugün milyonlarca konutta halen su yalıtımının bulunmadığı ülkemizde 6.5 milyon konut deprem açısından riskli bina statüsünde yer alıyor.

İzmir Seferihisar açıklarında meydana gelen 6.6 büyüklüğündeki depremden sadece 10 gün önce kamuoyu ile paylaşılan İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Deprem Mühendisliği Ana Bilim Dalı tarafından hazırlanan İstanbul İli Olası Deprem Kayıp Tahminlerinin Güncellenmesi Projesi raporunda yer alan sonuçlar durumun ciddiyetini ortaya koyuyor: ‘7,5 büyüklüğündeki senaryo depreminde İstanbul’daki binaların ortalama %26’sının hafif, %13’ünün orta, %3’ünün ağır ve %1’inin çok ağır hasar görmesi bekleniyor. Ağır ve çok ağır hasarlı binaların aldıkları deprem hasarı onarılamayacak boyutta olmakta ve bu hasar seviyelerindeki binaların yıkılıp tekrar yapılması gereği ortaya çıkıyor. Öte yandan orta hasarlı binaların da onarım yerine yıkılıp yeniden inşasının çoğunlukla daha uygun olduğu belirtiliyor. Senaryo depreminde İstanbul’daki binaların ortalama %17’sinin (yaklaşık 194.000 bina) orta ve üstü seviyede hasar göreceği tahmin ediliyor.’
 

Betonarme yapı sistemlerinin en çok etkilendikleri noktalardan biri suya karşı hassasiyetleridir. Yapıyı oluşturan ana elemanları (demir ve beton) ömrü boyunca koruyacak su yalıtımı uygulamaları ise binalarda hayati önem taşıyor. Yapılarımıza suyun nüfuz etmesi durumunda, taşıyıcı elemanlarda bulunan demir donatılar korozyona maruz kalarak paslanıyor. Korozyon sonucunda binanın betonarmeden teşkil edilen taşıyıcı sistemi zayıflayarak, yapımından sonraki 20 yıl içinde taşıma gücünün yarısından fazlasını kaybediyor. Binanın taşıyıcı sistemini zayıflatan korozyonu engellemenin tek yolu ise doğru ve eksiksiz yapılmış su yalıtımıdır.
 

İZODER olarak, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile birlikte uzun süren çalışmalarımızın sonucu 2018’de yürürlüğe giren ‘Binalarda Su Yalıtımı Yönetmeliği, Türkiye inşaat sektörü ve kullanıcılar açısından çok önemli bir adım oldu. Yeni yapılan binalarda bu yönetmelikte öngörülen esaslara uyulmadığının tespit edilmesi hâlinde, bu eksiklikler giderilinceye kadar binaya yapı kullanma izin belgesi verilmiyor.
 

Yalıtım, güvenli yapılaşmanın vazgeçilmez unsurlarındandır. Yalıtımın, yapıların tasarlandıkları dayanım performanslarının korunmasında çok önemli bir rolü vardır. Bunun aynı zamanda hayati önem taşıdığı konusunda kamuoyunu ve ilgilileri uyarmaya devam edeceğiz."