Pandemi sonrası hızla büyüyen bu sektör, binlerce kişiye istihdam sağladı, esnafın yüzünü güldürdü ve Sapanca ekonomisine milyarlarca liralık katkı sundu.

Ancak hızlı büyümenin beraberinde getirdiği plansız yapılaşma bugün sektörün önündeki en büyük sorun olarak karşımıza çıkıyor.

Yeni düzenlemeyle birlikte tarım arazilerine yapılacak bağ evi, bungalov ve benzeri yapılar için arazi şartları yeniden belirlendi. Artık belirli büyüklüğün altındaki parsellerde yapılaşmaya izin verilmeyecek, birçok yapı kurul iznine tabi olacak ve mevzuata aykırı yapılaşmalar hakkında yıkım süreçleri işletilebilecek. Amaç ise tarım arazilerini korumak ve plansız yapılaşmanın önüne geçmek.

Burada sorulması gereken asıl soru şu:

Kuralsız büyüyen sektörü tamamen cezalandırmak mı doğru, yoksa belirli standartlar getirerek sürdürülebilir hale getirmek mi?

Çünkü Sapanca’daki her bungalov kaçak mantığıyla hareket etmek, yıllardır vergisini ödeyen, istihdam sağlayan ve yatırım yapan işletmecilere de haksızlık olacaktır.

Elbette doğa korunmalıdır.

Elbette tarım arazileri amaç dışı kullanılmamalıdır.

Ancak aynı zamanda bölgenin en önemli gelir kaynaklarından biri olan doğa turizmi de göz ardı edilmemelidir.

Bugün Sapanca’da yüzlerce aile geçimini bu sektörden sağlıyor. Restoranından kasabına, marketinden temizlik firmasına kadar onlarca farklı sektör bungalov turizmi sayesinde ayakta duruyor.

Yapılması gereken şey sektörün kapısına kilit vurmak değil; güvenlik, altyapı, çevre ve imar kriterlerini net şekilde belirleyerek herkesin aynı kurallara uymasını sağlamaktır.

Nitekim son dönemde yaşanan bazı üzücü olaylar da gösterdi ki yalnızca ruhsat değil; güvenlik standartları da artık vazgeçilmez hale geldi. Denetimlerin artırılması hem misafirlerin güvenliği hem de sektörün itibarı açısından büyük önem taşıyor.

Sapanca, Türkiye’nin en önemli doğa turizmi destinasyonlarından biri olmayı başardı.

Şimdi yeni dönemin hedefi, bu başarıyı plansız büyümenin gölgesinden çıkarıp sağlam bir hukuki zemine oturtmak olmalıdır.

Çünkü turizm ile tarımı birbirinin rakibi değil, birbirini tamamlayan iki değer olarak görmek zorundayız.

Resmi Gazete'de yayımlanan değişiklikle Tarım Arazilerinin Korunması ve Kullanılması Yönetmeliği'nde revizyona gidildi. Düzenleme kapsamında, tarım arazilerinde yapılabilecek bağ evi ve benzeri tarımsal amaçlı yapılar için aranan asgari arazi büyüklüğü 5 hektardan 2 hektara düşürüldü.

Böylece daha önce yalnızca en az 5 hektar büyüklüğündeki özel ürün ve marjinal tarım arazilerinde izin verilen söz konusu yapılar, yeni düzenlemeyle 2 hektar büyüklüğündeki arazilerde de yapılabilecek.

Yönetmelikte yer alan geçici hükümle, düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten önce Tarım ve Orman Bakanlığı birimlerine yapılan tarımsal amaçlı yapı ve tarım dışı kullanım başvurularının, yürürlükten kaldırılan önceki yönetmelik hükümlerine göre sonuçlandırılacağı hüküm altına alındı.

30 metrekarelik yapı izni korunuyor

4 Nisan 2026 tarihinde yürürlüğe giren önceki düzenlemede, en az 5 hektarlık özel ürün ve marjinal tarım arazilerinde taban alanı 30 metrekareyi geçmeyen bağ evi niteliğindeki yapıların inşasına izin veriliyordu.

Yeni yönetmelikle yalnızca arazi büyüklüğüne ilişkin kriter değiştirilirken, tarımsal amaçlı yapıların diğer şartlarında herhangi bir değişikliğe gidilmedi. Düzenleme, 4 Nisan 2026 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yürürlüğe girdi.


Bugün alınacak doğru kararlar, yalnızca birkaç işletmeyi değil, Sapanca’nın gelecek on yıllardaki ekonomik kaderini de belirleyecek.

Doğa korunmadan turizm olmaz; ancak turizm yaşatılmadan da Sapanca’nın ekonomik gücü korunamaz. Asıl başarı, bu iki değeri aynı potada buluşturabilmektir.

Tam da bu noktada, Sakarya Büyükşehir Belediyesi’nin hayata geçirdiği Sapanca Gölü Yürüyüş ve Rekreasyon Projesi de ayrı bir önem taşıyor.

Bir yanda tarım arazilerini korumaya yönelik yeni düzenlemeler, diğer yanda göl kıyısını daha nitelikli ve erişilebilir hale getirmeyi amaçlayan kamu yatırımları… Aslında bu iki adım birbirinin alternatifi değil, doğru planlandığında birbirini tamamlayan hamlelerdir.

Bu hafta sonu bir vesile ile yapılan çalışmayı görme fırsatım oldu 20 yıldır Sapanca’da yaşayan bir insan olarak çok şaşırdım göl çevresinde üç beş nokta haricinde gölü neredeyse görmüyormuşuz.

Bir avuç azınlık tarafından villalar kullanıyormuş, bir kez daha bu projenin önemini görmüş oldum.

Sapanca’nın geleceği; yalnızca yeni bungalov yapılmasına ya da mevcut tesislerin denetlenmesine indirgenemez. Asıl mesele, ilçenin turizm vizyonunu bütüncül bir bakış açısıyla şekillendirebilmektir.

Göl yürüyüş yolu projesi, doğal dokuyu koruyan, vatandaşın gölle buluşmasını sağlayan ve bölgenin cazibesini artıran bir anlayışla tamamlanırsa, Sapanca’ya yalnızca estetik bir değer kazandırmakla kalmayacak, turizm sezonunu uzatan ve yerel ekonomiyi canlandıran önemli bir yatırım olacaktır.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken temel nokta şudur: Kamu yatırımları ile özel sektör yatırımları birbirini destekleyen bir ekosistem oluşturmalıdır. Bir tarafta milyonlarca liralık rekreasyon projeleri yapılırken, diğer tarafta belirsizlik nedeniyle yatırımcıların geri çekildiği bir ortam oluşursa, beklenen ekonomik fayda tam anlamıyla sağlanamaz.

Sapanca’nın ihtiyacı; yasaklarla küçülen bir turizm değil, kuralları net, çevreye duyarlı, güvenli ve sürdürülebilir bir turizm modelidir. Göl yürüyüş yolu da, bungalov işletmeleri de, doğa da bu ortak vizyonun ayrılmaz parçalarıdır.

Bugün verilecek kararlar sadece bugünü değil, çocuklarımıza bırakacağımız Sapanca’yı da şekillendirecek. Eğer doğayı koruyarak kalkınmayı başarabilirsek, Sapanca yalnızca Türkiye’nin değil, dünyanın örnek gösterilen doğa turizmi destinasyonlarından biri olma yolunda çok daha güçlü adımlar atacaktır.

Samet Hızalan