Pandeminin yaşam alışkanlıklarını tamamen değiştirdiğini belirten EVA Gayrimenkul Değerleme Uzmanı Abdülşekür Hop, “Doğaya erişim ve temiz havaya ulaşım, özellikle parklar ve sosyal yaşam alanlarına yakın olma toplumsal açıdan hiçbir zaman bu kadar popüler ve gerekli olmamıştı. Örneğin İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 5 yılda tamamlamak üzere 15 adet yaşam vadisi projesi bulunuyor. Ayrıca yine İBB bünyesinde devam eden orman parkı projeleri dikkat çekiyor. Özellikle sosyal alanlara ve kamusal açık alanlara erişimi olan semtlerin değer artışında başı çektiğini görüyoruz. Buna en güzel örnek İstanbul’da değeri en fazla artan Kadıköy, Şile, Başakşehir, Maltepe ilçeleri. Buralarda sosyal yaşam altyapıları kısaca halkın “nefes alacağı” mekanlar diğer ilçelere göre daha fazla. Elbette bu artış oranlarının içerisinde şehirdeki farklı dinamiklerin de etkisi var.” dedi. 

Önümüzdeki dönemde daha çevreci bir dünya politikası görüleceğini de sözlerine ekleyen Hop “Salgın farkındalığı belki de onlarca yıl öne çekti. Şehir yönetimleri kamusal alana erişimi üst düzeye çıkarmanın önemini fark etmiş durumda. Bazı şehirde otomobillere ayrılan bölümleri kısıtlayarak mobilize çözümleri önceleyen projeler dikkat çekiyor. Bazı ilçelerde merkezi konumdaki caddelerin araçlardan tamamen arındırılarak yayalaştırıldığı, çok daha fazla ve nitelikli bisiklet yolunun ortaya konduğu bunun için belediyelerin daha fazla emek ve bütçe ayırdığı görülmektedir. Bu eğilime en güzel örneklerden biri Ümraniye ilçesinin en merkezi ve gayrimenkul değerinin en yüksek olduğu Alemdağ Caddesi’nin tamamıyla yayalaştırılmasıdır. İlçe belediyelerine çeşitli projelerde finansman sağlayan iller bankasının son dönemde buna benzer yayalaştırma ve bisiklet yolları projeleri için daha fazla kaynak sağladığı bilinmektedir. 

Sosyal bir toplanma alanı olarak alışveriş merkezleri ise salgın döneminde kapalı ortamlarda artan bulaş riskleri neticesinde zor bir dönem geçirmiştir. Salgın dönemi öncesinde ilk örnekleri gelmeye başlayan açık ya da kısmi açık alışveriş merkezleri bu dönemi kısmen daha rahat yönetebilmiştir. Ancak sosyal yaşam alanlarındaki dönüşüm talebine cevap verebilmek için ticari ünitelerde bundan daha fazlasına ihtiyaç vardır. Artık bir eğilim olarak, kamusal alanlar ile herhangi bir sınırı olmayan tam açık alışveriş ve eğlence mekanlarıyla daha sık karşılaşmaktayız. Örneğin, Büyükyalı İstanbul projesi içerisinde geleneksel bir alışveriş merkezi yerine, sosyal ve kültürel faaliyetleri önceleyen ve bütünüyle açık havada gezilebilen yaya odaklı bir çözüm ortaya konmuştur. Benzer bir örneğe salgın döneminde faaliyete geçen Galataport Projesinde rastlamaktayız. Mimari ilkeler çerçevesinde süregelen tartışmalar bir yana, Galataport Projesi sadece kendi içinde çözümler sunmak yerine, bulunduğu lokasyonu de dikkate alan ve onunla ilişkisini açık alanlar üzerinden tanımlayıp rahat erişilebilir bir kamusal alan ortaya çıkarmıştır.

Emlak Katılım Şubelerinde temassız broşür dönemine geçiyor. Emlak Katılım Şubelerinde temassız broşür dönemine geçiyor.

Sosyal yaşam alanlarında görülen bu değişim eğilimlerini şehir insanının özellikle salgın döneminde artan talebinin sonucu olarak okumak mümkündür. Sadece salgının etkileri değil, özellikle genç nüfusun daha dinamik, mobilize ve sosyal birlikteliği sağlayan nitelikli kamusal alanlara olan talebi bu değişimi doğrudan etkilemektedir. Gözlemlenen bu dönüşümün gayrimenkul piyasasına etkisi de verilerle okunabilmektedir. 
Şehir sakinlerinin konut ihtiyaçlarına olan talebinde sosyal yaşam alanlarının fazlalığı ve bunların niteliği eskisinden daha fazla önemli hale gelmiş durumda. Şehrin merkezinde olmasına ve güçlü ulaşım bağlantılarına rağmen kimi yerleşimlere olan talep, sosyal yaşam alanlarının yetersiz kalması ve mobil ulaşım araçları için zayıf olan altyapıları nedeniyle daha düşük kalmaktadır.  Tüm bu analizler verileri okumayı bilen ve geleceğe gerçekten yön vermek isteyen şehirleri idare eden karar vericiler ve geliştirici inşaat firmalarının alacağı kararlar için yol gösterici olacaktır.” şeklinde konuştu.