Ancak bu sürecin nasıl şekilleneceği, finansmanın kimler tarafından sağlanacağı ve bölgenin siyasi-demografik yapısının bundan nasıl etkileneceği, insani yardımın çok ötesinde, karmaşık bir jeopolitik tartışmayı da beraberinde getiriyor. Yıkılan konutların ve altyapının ötesinde, Gazze’nin geleceği; hukuk, güvenlik, insan hakları ve küresel yatırım stratejileri arasında şekillenecek bir denklem olarak duruyor.
Jared Kushner ve Ortadoğu özel yöneticisi Steve Witkoff, Gazze'yi "akıllı şehir" kıyı metropolüne dönüştürmeyi amaçlayan "Güneşin Doğuşu Projesi"ni yabancı hükümetlere ve gizli sundu.
Yıkımın Boyutu ve Belirsiz İnşa Taahhütleri
Birleşmiş Milletler ve uluslararası yardım kuruluşlarının verileri, Gazze’deki yıkımın boyutlarının son yılların en ağır tablolarından birini ortaya koyduğunu gösteriyor. On binlerce konut tamamen yıkılırken, elektrik şebekeleri, su arıtma tesisleri ve sağlık merkezleri gibi hayati altyapı sistemleri büyük hasar gördü. Uzmanlar, bölgenin yeniden ayağa kalkabilmesi için milyarlarca dolarlık uluslararası kaynağa acil ihtiyaç duyulduğunu belirtiyor.
Bu noktada, geleneksel devlet yardımlarının yanı sıra, bazı uluslararası yatırım çevrelerinin ve özel sektör aktörlerinin de sürece dahil olabileceğine dair spekülasyonlar gündeme gelmiş durumda. Ancak şu ana kadar kamuoyuna açıklanmış, taraflarca onaylanmış ve resmi bir zemine oturtulmuş kapsamlı bir “özel sektör mega projesi” bulunmuyor. Yeniden inşa çağrıları, somut bir finansal taahhüt ve siyasi mutabakat olmaksızın, şimdilik teorik bir çerçevede kalıyor.
Jared Kushner İddiaları ve “Akıllı Şehir” Senaryoları
Özellikle sosyal medyada ve bazı alternatif yayın organlarında dolaşıma giren iddialar, yeniden inşa tartışmalarına bambaşka bir boyut katıyor. Bu iddialara göre, ABD eski Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’in de aralarında bulunduğu yatırımcı grupları, Gazze’de yüz milyarlarca dolarlık dev bir “akıllı şehir” projesi hayata geçirmeyi planlıyor. Söz konusu senaryolarda, bölgenin yüksek güvenlikli bir teknoloji ve veri merkezi üssüne dönüştürüleceği, lüks konutlar ve ticari merkezlerle donatılacağı öne sürülüyor.
Ancak bu projelere ilişkin ne İsrail hükümeti, ne ABD makamları, ne de adı geçen yatırımcılar tarafından yapılmış resmi bir açıklama bulunuyor. Uzmanlar, bu tür planların büyük ölçüde spekülasyon olduğunu, somut bir yatırım takvimi veya onaylanmış proje statüsü taşımadığını vurguluyor. Yine de bu iddiaların dahi, bölgenin geleceğine dair bazı çevrelerde nasıl bir dönüşüm hayal edildiğini göstermesi açısından dikkat çekici olduğu belirtiliyor.
Stratejik Konum ve Önündeki Dev Engeller
Gazze, Doğu Akdeniz kıyısındaki konumu itibarıyla jeopolitik açıdan son derece stratejik bir noktada bulunuyor. Teorik olarak, zengin doğalgaz yataklarına yakınlığı ve potansiyel liman kapasitesiyle bölge; lojistik, enerji ticareti ve dijital altyapı yatırımları için cazip bir merkez haline gelebilir. Ancak mevcut siyasi statü, patlamaya hazır güvenlik koşulları ve derinleşen insani kriz, bu potansiyelin hayata geçirilmesini son derece karmaşık hale getiriyor.
Uluslararası ilişkiler uzmanlarına göre, kalıcı bir siyasi çözüm ve uluslararası toplumun geniş mutabakatıyla oluşacak bir meşruiyet zemini sağlanmadan, büyük ölçekli özel sektör yatırımlarının hayata geçirilmesi neredeyse imkansız. Yatırımcıların, garantiler ve uzun vadeli istikrar olmadan bu kadar riskli bir bölgeye girmeyeceği ifade ediliyor.
Demografi, Mülkiyet ve Hukuk: Sürecin En Hassas Başlığı
Yeniden inşa tartışmalarının belki de en hassas noktasını nüfus yapısı ve mülkiyet hakları oluşturuyor. Uluslararası hukuk, çatışmalar nedeniyle yerinden edilmiş sivillerin geri dönüş hakkını ve mülkiyet haklarının korunmasını temel bir prensip olarak güvence altına alıyor.
Herhangi bir yeniden yapılanma planının, mevcut nüfusun haklarını dışlayan, zorunlu göçü kalıcı hale getiren veya demografik yapıyı değiştirmeyi ima eden bir çerçeveye dayanması, büyük hukuki skandallara ve diplomatik krizlere yol açabilir. Bu nedenle, atılacak her adımın, Filistinlilerin geri dönüş hakkı ve mülkiyet iddialarıyla nasıl uyumlu hale getirileceği, sürecin meşruiyeti açısından kritik önem taşıyor.
Güvenlik Devleti mi, Sivil Yönetim mi?
Gazze’nin geleceğine dair en kritik siyasi soru ise bölgede nasıl bir yönetim modeli kurulacağı. Bölge, askeri güvenlik öncelikli bir yapı altında mı yeniden düzenlenecek? Yoksa uluslararası denetim ve sivil yönetim ağırlıklı, Filistin yönetiminin merkezde olduğu bir modele mi geçilecek? Bu sorunun yanıtı, yalnızca ekonomik kalkınmanın değil, bölgede yaşayan insanların günlük yaşamının ve haklarının da çerçevesini çizecek.
Bölgesel ve Küresel Etkiler
Gazze’nin geleceği, yalnızca İsrail-Filistin meselesi bağlamında değil; Doğu Akdeniz enerji dengeleri, Mısır, Ürdün ve Körfez ülkeleri başta olmak üzere Arap dünyası ile Batı arasındaki ilişkiler ve küresel yatırım stratejileri açısından da belirleyici olacak. Yıkılan şehirlerin nasıl ve en önemlisi kimin için yeniden inşa edildiği sorusu, önümüzdeki yıllarda uluslararası siyasetin en tartışmalı başlıklarından biri olmaya aday.
Sonuç olarak, Gazze’deki yeniden inşa süreci henüz emekleme aşamasında ve büyük ölçüde belirsizliğini koruyor. Ancak kesin olan bir şey var: Bölgenin geleceği yalnızca beton, çelik ve teknoloji yatırımlarından ibaret değil. Hukukun üstünlüğü, insan hakları, kalıcı güvenlik garantileri ve kapsayıcı bir siyasi çözüm başlıkları birlikte ele alınmadan, inşa edilecek her şeyin temelinin kumda olma riski her zaman mevcut.