Mesire alanı kimliğini yitiren bölge, bölge sakinlerinin iddialarına göre hukuksuz projeler ve rant odaklı uygulamalar sonucu geri dönülmesi zor bir tahribata sürüklendi.
Doğadan Kopuş: Gölet Çevresi Artık Beton Şehir
Bahçeşehir Gölet bölgesi, yıllar boyunca planlarda “yeşil alan” ve “rekreasyon alanı” olarak tanımlandı. Ancak son yıllarda yapılan düzenlemeler, bu tanımın kağıt üzerinde kaldığını gösteriyor. Dere yataklarına kadar uzanan inşaat faaliyetleri, yamaçların otopark ve yapı alanı gerekçesiyle betona gömülmesi, bölgenin ekolojik dengesini ciddi biçimde tehdit ediyor.
Uzmanların yıllardır uyardığı dere yataklarına müdahale, yalnızca çevreyi değil, taşkın ve sel riskini de artırıyor. Buna rağmen projelerin durdurulmadığı, aksine hız kazandığı belirtiliyor.
Bahçeşehir Gölet Gönüllüleri Uyardı, Dava Açtı, Sesini Duyuramadı
Bahçeşehir Gölet Gönüllüleri Derneği ve çok sayıda bölge sakini, bu dönüşüme karşı yıllardır mücadele veriyor. İtiraz dilekçeleri, basın açıklamaları ve hukuki girişimler yapıldı. Ancak gönüllülerin iddiasına göre yerel yönetimler bu uyarıları dikkate almadı.
Dernek üyeleri, projelerin plan notlarına, imar mevzuatına ve çevre koruma ilkelerine aykırı olduğunu savunuyor. Buna rağmen projelerin “kamu yararı” gerekçesiyle ilerletilmesi, bölgede yaşayan yurttaşların tepkisini daha da büyütüyor.
Soru Net: Aynı Projeyi Başkası Yapsaydı Ne Olurdu?
Tartışmanın en kritik noktası ise şu soru etrafında şekilleniyor:
Bu projeler AKP’li Başakşehir Belediyesi tarafından değil de başka bir belediye tarafından yapılsaydı, aynı sessizlik korunur muydu?
Çevre örgütleri ve yurttaşlar, denetim mekanizmalarının siyasi aidiyetlere göre farklı işlediğini öne sürüyor. Hukuksuz olduğu iddia edilen uygulamalar karşısında merkezi idareden ya da ilgili kurumlardan etkili bir müdahale gelmemesi, “çifte standart” eleştirilerini güçlendiriyor.
Yaşam Kalitesi Düşüyor, Kamusal Alan Yok Oluyor
Bahçeşehir, planlandığı dönemde “bahçeli şehir” anlayışıyla örnek gösterilen bir yerleşimdi. Bugün ise betonlaşma, trafik yükü ve yeşil alan kaybı nedeniyle yaşam kalitesi hızla düşen bir bölgeye dönüşüyor.
Vatandaşlar haklı olarak soruyor:
-
İnsan bu koşullarda nasıl nefes alacak?
-
Çocuklar nerede oynayacak?
-
Doğa tahrip edildikten sonra geri dönüş mümkün mü?
Bu Bir Çevre Meselesi Değil, Kamu Yararı Meselesidir
Bahçeşehir Gölet’te yaşananlar yalnızca yerel bir çevre sorunu değil; kent hakkı, hukukun üstünlüğü ve kamusal alanların korunması meselesidir. Rant uğruna yapılan her müdahale, yalnızca bugünü değil, gelecek kuşakların yaşam hakkını da ipotek altına alıyor.
Sonuç olarak mesele basit bir imar tartışması değil. Mesele şu soruda düğümleniyor:
Beton mu kazanacak, yoksa kentte yaşayan insanların hakkı mı?
Bahçeşehir için hâlâ geç değil. Ama her geçen gün, bu “geç kalınmışlık” biraz daha büyüyor.
Dere Yatağına Beton, Olası Felakete Davetiye
Bahçeşehir Gölet çevresinde dikkat çeken bir diğer kritik başlık ise eski dere yataklarının bugün bina, AVM ve ticari merkezlere dönüştürülmüş olması. Doğal su akış yollarının kapatıldığı, daraltıldığı ya da tamamen beton altına alındığı bu alanlar, uzmanlara göre ileride yaşanabilecek büyük bir taşkının habercisi.
İklim krizinin etkisiyle ani ve yoğun yağışların arttığı bir dönemde, dere yataklarının yok sayılması “olmaz” denilen felaketleri mümkün kılıyor. Vatandaşların sorduğu soru ise son derece net:
Bir gün bu dere yeniden taşarsa, o binalarda yaşanacak can ve mal kaybının sorumluluğunu kim üstlenecek?
İmar İzni Veren mi, Göz Yuman mı?
Hukukçulara göre dere yatakları, imar mevzuatında açık biçimde korunması gereken alanlar arasında yer alıyor. Buna rağmen bu alanlarda verilen yapı ve kullanım izinleri, olası bir felaket sonrası idari ve cezai sorumluluk tartışmasını da beraberinde getiriyor.
-
Projeye onay verenler mi sorumlu olacak?
-
Bilimsel ve teknik uyarılara rağmen imar izni veren yerel yönetimler mi?
-
Yoksa denetim görevini yerine getirmeyen merkezi kurumlar mı?
Bu soruların bugün değil, felaket yaşandıktan sonra sorulması ise telafisi mümkün olmayan sonuçlara yol açabilir.
“Yaşanacak Olan Kader Değil, İhmal Olur”
Bölge sakinleri ve çevre savunucuları, olası bir taşkının “doğal afet” olarak geçiştirilemeyeceğini vurguluyor. Dere yataklarına yapılan yapılaşmanın bilinçli tercihler sonucu gerçekleştiğini belirten yurttaşlar, yaşanacak herhangi bir felaketin kader değil, açık bir ihmal ve yönetim hatası olacağını dile getiriyor.
Bahçeşehir Gölet örneği, Türkiye’de yıllardır yaşanan acı tecrübeleri hatırlatıyor:
Doğa intikam almaz; doğa, kendisine bırakılan alanı geri alır.