Demir’e göre mevcut yapıda belediye başkanlarının yetki alanı geniş, ancak hesap verebilirlik mekanizmaları yetersiz. Bu durum ise özellikle büyükşehirlerde ve gelişen ilçelerde ciddi bir yozlaşma riski doğuruyor.
“Yetki Var, Sorumluluk Zayıf”
Demir, belediye başkanlarının geniş takdir yetkisine sahip olduğunu, ancak hatalı kararların bedelinin çoğu zaman toplum tarafından ödendiğini ifade ediyor. İmar planı değişiklikleriyle bir arsanın değerinin 10 hatta 100 kat artabildiğini belirten Demir, bu olağanüstü değer artışlarının ciddi bir rant alanı oluşturduğunu vurguluyor.
Özellikle büyükşehirlerde ve gayrimenkul talebinin yoğun olduğu bölgelerde imar plan tadilatlarının şehirlerin kaderini değiştirdiğini belirten Demir, bilimsel şehir planlarının çeşitli yöntemlerle delinerek yoğunluk artışına gidildiğini söylüyor. Bunun sonucunda ise:
-
10 bin kişilik planlanan bölgelerde 100 bin kişinin yaşadığı,
-
Okullarda sınıf mevcutlarının 20’den 45’e çıktığı,
-
Trafiğin içinden çıkılmaz hale geldiği,
-
Elektrik, su ve altyapı hizmetlerinin yetersiz kaldığı ifade ediliyor.
İmar Oyunları ve Kat Artışları
Demir’in dikkat çektiği bir diğer konu ise kot farkı uygulamaları ve plan notları üzerinden yapılan yoğunluk artırımları. Alışveriş merkezlerinde zemin girişten girilip asansörde -4 kata inilebilmesi gibi örneklerle, görünürde otopark veya teknik alan olması gereken bölümlerin ticari alana dönüştürüldüğünü belirtiyor. Bu tür uygulamalarla yüzlerce mağaza üretilebildiğini ve ciddi rant oluştuğunu ifade ediyor.
İmar planlarına bilinçli olarak zorlaştırıcı maddeler konulduğunu ve bu maddelerin sonradan tadilatla aşılabildiğini söyleyen Demir, bu durumun sistematik bir sorun haline geldiğini savunuyor.
“Sorun Partiler Üstü”
Demir’e göre sorun yalnızca bireysel değil, yapısal. Yozlaşmanın zamanla başkandan başlayıp çevresine, ardından alt kadrolara yayıldığını belirtiyor. Belediye başkanlarının etrafında zamanla bir “kast sistemi” oluştuğunu, bunun da toplumsal ahlakı zedelediğini ifade ediyor.
Sorunun siyasi partilerle sınırlı olmadığını vurgulayan Demir, “Bu işin partisi yok” diyerek sistemsel reform ihtiyacına işaret ediyor.
Avrupa Örneği
Demir, son iki yüzyılda birçok alanda örnek alınan Avrupa ülkelerinde kamu malına yönelik suçların ağır yaptırımlarla karşılandığını hatırlatıyor. Özellikle Almanya, Fransa ve İngiltere gibi ülkelerde kamu kaynaklarına zarar veren kişilerin hem hukuki hem de toplumsal olarak ciddi yaptırımlarla karşılaştığını belirtiyor.
Türkiye’de ise kamuoyunun zaman zaman yolsuzluk iddialarına karşı duyarsız kalabildiğini, hatta bazı kesimlerde “hem yaptı hem aldı” anlayışının normalleştirilebildiğini dile getiriyor.
Reform Önerileri
İsa Demir’in öne çıkardığı çözüm önerileri ise şöyle:
-
Belediye başkanları için dönem sınırı getirilmesi,
-
İmar planı değişikliklerinin bağımsız ve bilimsel kurullarca denetlenmesi,
-
Rüşvet ve yolsuzluk suçlarına yönelik cezaların ağırlaştırılması,
-
Belediyelerin gelir-gider kalemlerinde tam şeffaflık sağlanması,
-
İmar plan tadilatlarının kamuoyuna açık, dijital platformlarda anlık izlenebilir hale getirilmesi.
Demir, “Bu fakir milletin bir kuruşunu çalan en ağır şekilde cezalandırılmalı” diyerek caydırıcılığın artırılması gerektiğini savunuyor.
Gençler ve Beyin Göçü Uyarısı
Yozlaşmış sistemin en büyük zararının genç ve nitelikli insan kaynağına olduğunu belirten Demir, dürüst ve çalışkan gençlerin ya sistem içinde bozulduğunu ya da yurt dışına yöneldiğini ifade ediyor. Bu durumun uzun vadede ülkenin kalkınmasını sekteye uğratacağını dile getiriyor.
“Toplumsal Ahlak Meselesi”
Demir’e göre mesele yalnızca hukuki değil, aynı zamanda toplumsal bir ahlak sorunu. Rüşvet, kayırmacılık ve rant düzeni ortadan kaldırılmadan sağlıklı şehirleşmenin mümkün olmadığını vurguluyor.
Son olarak, belediyelerde uzun süreli görevlerin güç yoğunlaşmasına ve yozlaşmaya zemin hazırlayabileceğini belirten Demir, “Koltuk ne kadar kirlenirse, üzerinden kalkmak o kadar zor olur” sözleriyle dönem sınırlamasının önemine dikkat çekiyor.
Gayrimenkul sektörü açısından bakıldığında ise imar süreçlerinde şeffaflık, öngörülebilirlik ve eşitlik ilkelerinin hem yatırım ortamını iyileştireceği hem de şehirlerin sürdürülebilir gelişimine katkı sağlayacağı ifade ediliyor.